FANDOM


Tekrar dışarıya çıktık. Gene dört kişi ve gene niye orada olduğum anlamsız. Gitmekten çekinmiyorum ama orada olma nedenimin barizliği, biraz can sıkıcı. Gerçi bir nevi intikamımı aldım.

Aynı hikaye devam etti. Pearl bizi dışarı çıkardı, aynı rotayı izleyecektik. Bu defa yanımıza gerçekten yetecek kadar su aldık. Araç bu konuda çok işe yaradı. Ona Centaur ismin verdik. Yarı insan, yarı araç. Eh, ahtapot olmasından iyidir. Umarım onlardan birisin görmek zorunda kalmam dışarıda.

Gerçi, araç her ne kadar kullanışlı olsa da, taşıması tam bir işkence. Yahu araç benim 2 katımdan daha ağır, ben onu nasıl taşıyayım ki? İyi ki o izbandud ile beraber taşıdık. Herhalde dörtte birini ancak ben çekmişimdir. Ama rahat mıydı? Asla. Her saniyesi işkence gibiydi. Gerçi DiMaggio bir iki telkinde bulundu, bakalım sözünde duracak mı?

Görevimiz gine aynıydı. Ama bu sefer, o kayalıkların sadece gölgesinden faydalanmadık. Neydi bizi oraya iten bilmiyorum ama, en sonunda içeriye girmeye karar verdik. Vermez olaydık.

Mağaranın içindeki ilk adımlarımız ile üç tanesini görmemiz bir oldu.

Asıl garip olan şey de bu sırada oldu. Ben normalde kavga seven birisi değilim, ve imkansız durumu görene kadar da, kavgadan kaçan birisi değilim. Yani, kaçsam bile uzaktan bir şey atabilmek içindir. Ama belki o anki yorgunluğun ve bitap düşmüşlüğün verdiği o garip psikolojik etki yüzünden, resmen gözüm döndü. Tam olarak ben de bilmiyorum ama, hoşuma gitmedi de diyemem.

Tabi zehirlendiğimi anlayınca iş değişti. Evet, yeniden ürettiğimiz antidotların hala kusturmak gibi bir etkisi var. Sanırım bu zehir ile alakalı. Yapacak bir şey yok, ama bundan nefret ediyorum.

Mağaradan çıkmadık, içerisi zifiri karanlık olsa da el fenerlerimiz vardı. Tünellerde ilerledikçe daha başka Radscorpionlar önümüze çıktı. Eh, girdik bir yola öyle değil mi?

Ama girmese miydik acaba? Açıkçası gözümün dönmüşlüğü, o devasa akrebi görene kadardı. Evet, imkansızı görmüştüm. Kimse kusura bakmasın, buna yem olamam. Kaçtım. Karanlığın içine daldım ve gerek sürünerek, gerek el yordamıyla, mağaranın çıkışından gelen ışığı buldum. Beş, belki on dakika sonra bizimkiler geldiler. Her nasılsa o devasa böceği öldürmeyi başarmışlar. Vay be. Gerçi 'Küçük' John oldukça ağır yaralıydı. Ama hepimiz hayattaydık. En azından arabayı tek başıma çekmek zorunda değildim.

Mağaranın içini temizledikten sonra, DiMaggio ile tekrar girdim. Gördüğüm bazı yosun oluşumları vardı. Kim bilir, belki yiyecek olabilir demiştim ama oldukça az yetişmişler. Yine de bir örnek aldım.

Ayrıca, bir başka garip şey, mağaranın bir köşesindeki envai çeşit iskeletlerin arasında, bizim Vault'a ait olan bir Jumpsuit bulduk. Bazı eşyalar ile beraber. Bunların da üzerinde "46" sayısı olsa da, bizim tarafımızdan yapılmadığı kesin. Karanlık Günler zamanından kalma olduğunu düşünüyorum. Demek sahiden de, böyle bir dönem yaşanmış.

Neyse, ilerlemedik daha fazla ve geri döndük. İlerleyecek durumda değildik, özellikle de John. O bacağıyla nasıl çekti o aracı acaba?

Döndüğümüz zaman Overseer'a olanları anlattık ve kesin talimatlar ile bize bunları kimseye anlatmamamızı söyledi. Zaten söylüyordu ama, bu sefer hiç olmadığı kadar ciddiydi. Onunla ters düşecek değilim. Elbette kimseye anlatmam.

Ne de olsa, sen bir "kimse" değilsin, değil mi bilgisayarım? Yine de daha sağlam bir şifre koysam iyi olacak.

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.